5 Haziran Ankara Başkanlar toplantısında TÜRKONFED Başkanı
GERİ

TÜRK GİRİŞİM ve İŞ DÜNYASI KONFEDERASYONU

TÜRKONFED


YÖNETİM KURULU BAŞKANI


CELAL BEYSEL


BAŞKANLAR KONSEYİ

AÇILIŞ KONUŞMASI


5 Haziran 2009
Ankara



Sayın Bakanım
Değerli Başkanlar,
TÜRKONFED’in saygıdeğer üyeleri,
Sayın konuklar,
Değerli basın mensupları,

Bugün TÜRKONFED Başkanlar Konseyi toplantısı için bir kez daha Türkiye’nin nabzının attığı, Ankara’dayız. Hepiniz hoş geldiniz. Bu toplantının başarılı geçmesi için canla başla çalışan İÇASİFED Başkanımız Sayın Mehmet Akyürek, Akyurt Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Sayın İrfan Giral, TÜRKONFED Yönetim Kurulu üyesi ve Akyurt SİAD Genel Sekreteri Azmi Kelemcisoy ve yardımcı olan arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.

Tabii, bizi kuruluşumuzdan bu güne hiçbir Başkanlar Konseyinde yalnız bırakmayan TÜSİAD’a ve değerli başkanı Sayın Arzuhan Yalçındağ’a da şükranlarımızı bir kez daha sunmak isterim.

TÜRKONFED’in Başkanlar Konseyi vesilesiyle hepimizin Anadolu’nun bir başka yöresinden koşup bir araya gelmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Birbirimizle görüşüp ilişkilerimizi tazeliyor, sektörel ve bölgesel, hatta özel sorunlarımızı paylaşıyoruz.

Ülke ve dünya gündeminin en temel konularının bile her gün değiştiği bir tarih diliminde, birlikte değerlendirmeler yapıp, içinde bulunduğumuz durumu anlamaya çalışıyoruz. Belki de en önemlisi, ve inşallah, birbirimize yeni iş fırsatları yaratıyoruz.

Bugünün karmaşık dünyasında elimizin altında her konuda çok fazla veri var. Ama aynı zamanda çok fazla yanlış bilgi, yanlış yönlendirme çabaları da var. Birbirimizin aklından ve deneyimlerinden yararlanmadan yapacağımız değerlendirmelerin yeterli olması mümkün değil. Bu nedenle her türlü analiz ve değerlendirmede örgütlü olmaya ihtiyacımız var.

Biliyoruz ve hissediyoruz ki, gerek ülkede gerekse dünyada yepyeni dönemlerin eşiğindeyiz. Bu nedenle, sadece içinde bulunduğumuz günü anlamaya çalışmak yetmez. Yarınların nasıl olacağını da anlamaya çalışmalı ve daha da ötesine geçerek, yarınlarımızı doğru bir biçimde şekillendirmeye çalışmalıyız. Bu bağlamda, ekonomik alandan önce siyasi ve sosyal alanlarda kısa bir ufuk turu yapmamızda yarar var.

Çocukluğumuzda ezberlediğimiz, “Ankara, Ankara, güzel Ankara, Seni görmek ister her bahtı kara” şarkısı, benim hala kulaklarımda çınlıyor.

Şarkının güzel müziğine rağmen, barındırdığı “ülkenin tüm sorunlarının sadece merkezden çözülebileceği” inancının artık terk edilmesi gerektiğinin altını çizerek başlamak istiyorum,
bu alanlarda söyleyeceklerime.

85 yıl önceki 15 milyonluk Türkiye’nin bahtı karalarının, sorunlarının çözümü için yüzlerini sadece Ankara’ya çevirmeleri yeterdi, belki. Ama günümüzün 80 milyonluk Türkiye’sinde, ezberimizde olmakla birlikte eskimiş, çoğu çağın gerisinde kalmış sloganları bir yana bırakıp,
Mevlana’ya kulak vermemiz gerekiyor: “Artık yeni bir şeyler söylemek lazım, cancazım”.

Demokratikleşme çabalarının hızlandırılması, yamalarla günü kurtaran değil, çağdaş bir anlayışla yepyeni bir Anayasa yapılabilmesi, artık yeni bir şeyler söylemekten geçmektedir.

İç politikamızda, Kürt sorununda kalıcı çözüme ulaşmak, yeni bir şeyler söylemekten geçmektedir. Tutarlı ve dengeli, dış dünyanın ülkemize işine gelince takıp işine gelince çıkarttığı zincirlerinden kurtaracak bir dış politika, Kıbrıs sorunumuzun çözülmesi, yeni bir şeyler söylemekten geçmektedir. İyice gevşemiş gibi duran AB üyeliği çalışmalarına yeniden ciddiyetle eğilinmesi, yeni bir şeyler söylemekten geçmektedir.

Özetle şunu söylemek istiyorum.

Ülke ekonomisinin düze çıkması için ekonomik koşullar kadar siyasi koşullar da önemlidir. İç ve dış siyasetimizde çağdaş, demokrat ve gelişmiş ülkelerin liginde değilsek, ekonomik olarak da olamayız. Ancak bu amaca ulaşmak, ezberlerimizi bozup, yeni bir şeyler söylemekten geçiyor.

Mevlana’nın torunları olduğumuzu, onu senede bir hafta anarak, sema ayini seyrederek mi ispat etmeye çalışacağız, sadece? Nerede onun öğretilerinden feyz almış, “kim olursan ol gel” diyen, ülkede yaşayan her etnik kimliğe ve dine hoşgörüyle bakan Türk insanı?

Son yapılan araştırmaya bakarsak, hoşgörü konusunda Mevlana’nın öğretilerine layık olabilmek için bir fırın ekmek yememiz gerekecek. Dostu olanın, aynaya ihtiyacı olmazmış.

Bağımsız olmaktan gurur duyan, bunu her fırsatta ifade eden kuruluşumuzun başkanı olarak söylediklerimi, iğneyi kendimize batırmayı hiçbir zaman unutmayacağımızın bir ifadesi olarak kabul ediniz.

Değerli hazırun,

Ekonomiye dönecek olursak, küresel krizin neresindeyiz sorusunun yanıtı, yavaş yavaş da olsa şekillenmeye başladı. 2009’un ilk yarısı sona ererken tüm dünyada ekonomik duruma ilişkin beklentiler, eskiye oranla çok daha olumlu bir noktaya geldi. Türkiye içinde de beklentilerde iyileşme görülüyor.

Son açıklamalara göre 2008’in son ayında reel kesim güven endeksi Mayıs ayında 96,9’a yükseldi. Bu 2008 Haziran ayından beri görülen en yüksek değer. Bunun anlamı şu: Yangın, şimdilik kontrol altına alınmıştır. Tabii sona erdiğini iddia etmek için henüz erkendir. Sanayi üretimindeki daralma eğer iç tüketim artışı ile gereken düzeye çıkarılamazsa, sorunlarımız devam edecektir.

İş dünyası örgütlerinin başlatmış olduğu “pazara çık” kampanyası, iç talebi uyarmak açısından faydalı olabilir. TÜRKONFED olarak biz de bu kampanya’ya katılıyoruz. Bu konuda bizleri TOBB üniversitesindeki toplantıda temsil etmiş olan Yönetim Kurulu üyemiz Sayın Azmi Kelemcisoy’a da bir kez daha teşekkürlerimi sunmak isterim. Eğer Mart ayında başlanan ÖTV ve KDV indirimlerinin uzatılması da gerçekleştirilirse, üretim artışının sürdürülmesi mümkün olabilir. Tabii, istihdamın düşmemesi için doğru bir yaklaşım olan
“eksik çalışma durumunda devlet desteği” uygulamasının Mayıs ayında bitmiş olduğunu da hatırlatmak isterim. Bu uygulama tekrarlanmazsa, istihdam olumsuz etkilenebilir.

Dün Başbakan tarafından açıklanan Yatırım Teşvik Paketi’nde yeni istihdam yaratılmasına yönelik olumlu önlemler vardır. Ancak mevcut istihdamın korunması da çok önemli bir sorundur. Bu paketle ilgili olarak istihdam ve diğer temel alanlardaki görüşlerimizi biraz sonra TÜRKONFED bildirisi olarak size sunacağız. Bu yüzden konuşmamda daha detaylarına girmiyorum.

Küresel ekonominin toparlanmaya başlamasıyla birlikte Türkiye ekonomisi için bekleyebileceğimiz ancak yavaş bir büyümedir. Gelişmiş ülkelerde de büyümenin ancak 2010 yılında anlamlı seviyelere erişebileceği hesaplanıyor. Öngörüler, ABD’de toparlanmanın biraz daha hızlı ve güçlü olabileceği yönündedir. Ancak Türkiye’nin esas ihracat pazarını oluşturan AB ülkelerinde, özellikle Almanya’da talep artışının daha uzun bir süre zayıf kalacağı tahminleri de unutulmamalıdır. Üstelik bu gün için Türkiye’nin yurtdışından sağlaması gereken finansman alternatiflerinin de hala garanti altında olmadığı açıktır.

IMF ile ön yargısız olarak yapılan, yapılması gereken pazarlıkları doğru bulduğumuzun altını daha önce de çizmiştik. Ancak bu konu teknik bir konudur. Her fırsatta oya dönüştürülmek adına sloganlaştırılarak kullanılmasını da yanlış buluyoruz.

Bir başka önemli konu, büyüme hızımızdır. Türkiye için hayati önemi olan AB’ye üyelik yolunda kararlı biçimde ilerleyebilmek, ekonomik ve siyasi istikrarı koruyabilmek için, son yıllarda olduğu gibi yüksek hızlarda büyümeye devam etmek zorundayız. Yıllık % 6’yı bulan bir ortalama büyüme hızına ulaşamadığımız takdirde, %20’lere dayanmış olan tarım dışı işsizlik oranının biraz daha artması kaçınılmazdır.

Bu denli yüksek bir işsizlik, sosyal erozyona neden olabilecek, çok dikkate alınması gereken bir olaydır. Artan şiddet olayları, insanımızın stres altında olduğunun bir göstergesi değil de nedir? Üstelik ülkeyi mantık ve bilgi birikimleri ile yönetmesini beklediğimiz siyasilerimizin, gelecek kaygısı içinde aşırı baskı altındaki insanımızın duygularını oya tahvil çabaları, durumu daha da güçleştirmektedir.

Bütün bu anlattıklarımdan çıkması gereken sonuç şudur:

Türkiye, bu günü kurtarmak yerine, hızla değişen dünyamızda yeni koşulları dikkate alan ve küresel ölçekte rekabetçi olmayı hedefleyen yeni bir sosyal, siyasi ve ekonomik programa sahip olmalıdır. Bu program, yarı yolda bırakmış olduğumuz reform sürecini yeniden başlatan ve ülkemizi yarının dünyasında daha iyi konumlandıracak bir program olmalıdır.

Türkiye vergi reformunu tamamlamak, kayıt dışı ile mücadeleyi başarmak, sektörel yapılanmasını daha teknoloji yoğun, yüksek katma değer üreten, Ar-Ge ve inovasyona odaklı bir yöne dönüştürmek, KOBİ’lerini geleneksel üretim ve fasonculuktan modern üretim yapılarına kavuşturmak, eğitim süreçlerini iyileştirerek beşeri, fiziki ve iletişim altyapısını geliştirmek, eğer eğitimli bir jenerasyon istiyorsa öncelikle kadınlarını iyi eğitmek zorundadır.

Ezcümle, Türkiye, içe ve dışa dönük tüm konularda sosyal, siyasal ve ekonomik bir değişimi tüm sancılarına rağmen kabullenmek ve geçirmek zorundadır.

Sevgili arkadaşlarım,

Şu ana dek, önümüzdeki kriz sonrası döneme hazır olmak için neler yapılması gerektiği konusunda bazı genel yaklaşımların altını çizmeye çalıştım. Şimdi ise çok daha özel, somut bir konudan bahsetmek istiyorum. Türkiye’de değişimin zor yolculuğuna ayak uydurması gereken KOBİ’lerimiz var, tabii ki.

Dün bu mekanda KOBİ’lerimizi ilgilendiren, çok önemli bir toplantı gerçekleştirdik. Büyük bir kısmınız o toplantıya katıldınız, biliyorum. Ama yine de katılamayanlar için konuyu kısaca açmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi TÜRKONFED olarak KOBİ’lerin sorunlarına yönelik birçok proje gerçekleştirdik bugüne kadar. Bu sene ise çok daha somut ve uzun soluklu olan, medyada da geniş yer almış olan bir proje başlattık.

Bundan yaklaşık bir ay kadar önce Özyeğin Üniversitesi ile beş yıllık bir işbirliğine girdik. Bu işbirliğine konu olan çalışmamızın üst başlığı “KOBİ’lerin Kurumsal Yapılarının Güçlendirilmesi ve Kapasitelerinin Arttırılması”. Her yıl farklı bir tema çevresinde oluşturacağımız bir bütünün parçası olarak görebiliriz bu çalışmayı. Projemizin kısa adını YENİKOBİ olarak belirledik. Bu projenin ilk etabında, yani bu yıl, KOBİ’lerimizin önde giden sorunu olan “Finansmana Erişim” üzerine bir çalışma başlatıyoruz.

Bu çalışmanın amacı da KOBİ’lerin girişim sermayesine ulaşmalarının yollarını netleştirmek,
inovasyon ve Ar-Ge becerisi gelişmiş KOBİ’lerin bu konuda gerek duydukları ön finansman desteğine erişebilmelerine kılavuzluk etmek ve hükümetin bu konunun daha verimli olabilmesine yönelik gerekli mevzuat değişikliği yapmasına olanak sağlayan öneriler getirmektir.

Bir başka hedefimiz, üyemiz olan KOBİ’lere ayna tutarak, kendi yapılanmalarına objektif bir gözle bakmalarını sağlayarak, kurumsal eksiklerini gidermelerine yardımcı olmaktır. Bu pazartesi, hepiniz sistemi kullanmaya başlayabileceksiniz.

Bu çalışmamızın olabildiğince yaygınlaşması amacıyla, lansman ve eğitim toplantılarını farklı kentlerde yapıyoruz. Birincisini Adana’da gerçekleştirdiğimiz toplantılarımızın ikincisini dün burada Ankara’da yaptık. Üçüncüsünü ise bir hafta sonra Bursa’da yapacağız. Bu konuda gördüğümüz ilgi çok doğru ve yararlı bir çalışmayı başlattığımızı gösteriyor bizlere.

TÜRKONFED olarak, krizi aşmaya yardımcı olabilmek, kriz sonrasını şimdiden kurgulamak ve KOBİ’lerimizi bu yönde hazırlamak bizim en temel varoluş nedenimizdir.

Ama bütün bunları lafta değil, gerçek hayatta, saha çalışmaları yaparak, sizlerle birlikte ortak akıl oluşturarak uygulamaya koymak, bizi belki de diğer STK’lardan ayıran en önemli özelliğimiz.

Bu özelliğimizi her zaman koruyacağız ve iş dünyasının gerçek bağımsız ve gönüllü, en yaygın sivil toplum kuruluşu olarak, sizlerden de aldığımız güçle çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Başkanlar Konsey’imizin hepimiz açısından yararlı olmasını diliyor, sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

16.09.2019
Copyright © www.tsiad.org.tr.tr ® 2019.
MAKSIFEDtürkonfed